Nefret

Benim için hayat, daimi anlamda devam eden bir veri akışı ve yaşama sanatı da bu verileri yorumlama beceresi ve bu beceriyi geliştirmek için ortaya koyduğum çaba ve emek. Dolayısıyla, benim için hayat bir anlamlandırma ve mana bulma yolculuğu. Böylelikle hayatta kendimi konumlandırıyor, anlam bulduğum ölçüde var olma öz kütlem artıyor, anda oluyor ve yaşadığımı hissediyorum. 

Geçenlerde, bir tanıdık karşı olduğu bir güruhtan bir insanı görünce yere tükürdüğünden bahsetti. Çok güçlü bir sembol nefrete dair. Öncesinde iç görü geliştirmeye başladığım "nefret" kavramına dair blog yazısının çıkışının fitilini ateşlemiş oldu böylelikle. 

Hayatta anlam bulma yolculuğunun merkezine sadece nefreti koyan insanlar görüyorum. Hayata ve etrafındaki insanlara katran kaplı iplerle bağlanıyorlar. Bu iplere dokunduğunuz anda size de bulaşıyor bu zift. Toksik insan tipolojisinin muazzam örneğidir bu tür insanlar. 

Bu anlam bulma stratejisi kendi içinde çok büyük bir tehlike ihtiva ediyor. Bir olguya karşı olma, bir güruhtan hoşlanmama, bir fikre katılmama ya da onu benimsememe başka bir şey. Sadece o olgudan ve güruhtan nefret ederek bir kimlik oluşturma girişimi bambaşka bir şey. Sadece karşıt olarak ve nefret ederek mana bulunmayacağı kanaatindeyim yerine başka bir olgu konulmadığı sürece. Hayatının merkezine sadece nefreti almış insanların da bugüne kadar kendilerinin kim olduğuna dair bir iç görü geliştirdiklerine şahit olmadım. 

+ K-poptan nefret ederim

- Tamam peki hangi müzik türünü seversin?

+ Orası çok önemli değil. K-poptan nefret ederim işte. 

- Tamam.

Karşı olduğun şeyler senin kim olmadığını açıklar ama seni sen yapan unsurları keşfetmediğin sürece uzay boşluğunda salınırsın. Bu nefretle kim olduğunu doldurma çaban beyhudedir. Kim olduğunu anlamlandırmak için daha çok nefret edersin, daha çok nefret ettikçe daha da belirsiz hale gelir kim olduğun, için boşalır. Sonra bir bakmışsın sürekli kin kusan bir insana evrilmişsin.  Susayınca deniz suyu içmek gibi bir durum kısacası. İçtikçe susar, susadıkça içer ve bir noktada var olmayı bırakırsın. Bu insanlarla konuştuğumda yaşadığım tam da çölde susuz kalmak gibi bir his. Kurak, bereketsiz ve hayata can veren suyun olmadığı bir alan. Gönlüm kurur bu insanlara maruz kalınca. Peki, gönlün can suyu nedir o zaman? Sevgidir, muhabbettir, anlayıştır, hoşgörüdür... 

Hayatı anlamlandırmanın bir kısa yolu yoktur. Zorlu ve emek bir yolculuktur ama onu da anlamlı kılan budur; ödediğimiz bedeller. Emeksiz bir şekilde "ben kim değilim?" e yatırım yapıp gönlü öldürmektense, "ben kimim?" uğrunda alın teri dökmenin yeğ olduğunu düşünüyorum. 

Gönlünüz susuz kalmasın


Sevgiler 






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sapkın Tarikatlar ve İnsan Devşirme Yöntemleri

Bereket

Hayattan Nasibini Almak